Kitap Okuma Alışkanlığı! Kitabı Okumak ve Yaşamak

     Kendime verdiğim bir söz "Eğer bir gün blog açarsam büyük bir kısmı kitap ile ilgili olacak" ve artık bunun zamanı geldi. Ülkemizde maalesef bunun rağbet görmeyeceğini biliyorum. Lakin zaten bloga bakınca; herşeyi keyfime göre yaptığımı amacımın popüler olmak olmadığını anlarsınız. Açıkcası bu yazıyı yazarken inanılmaz zorlandım. Eminim ki; kitap okumayı bilenler beni gayet anlayacaktır ama ben herkese kitap okumanın verdiği hazzı doğru bir şekilde anlatmak istiyorum. Hepimizin etrafında kitap okuyan insanlar vardır veya kendiniz onlardan birisiniz. Bu topluluğun klişeleşmiş sözlerinden birisi "kitaplar en iyi arkadaşlardır" evet öyleler ama bunu kitap okuyan herkes zaten bilirken kitap okuma alışkanlığı olmayanlar bu sözün derinliğini anlayamaz. Diğer klasikler ise; ben kitaplarımı kimseye vermem, kitapları ikinci el almam veya sadece ikici el alırım, e book olmaz kitap dediğin elde okunur vs. Şeklinde gidiyor. Ben olayı tamamen evre evre kendi tecrübelerimle anlatacağım.

      Küçük yaşta şiir okuyup, ezberlemeye ve yazmaya başladığım dönemde, dünyalar tatlısı annem hep beni dinler ve daha fazlasını yapmam için desteklerdi. Gel zaman git zaman sonra Peyami Safa'nın polisiye serileriyle tanıştım. Adamın kıvrak zekası, yaşanan olayların arkasını görmesi ve imkansız durumlardan büyük bir hünerle kaçması beni hayretler içinde bırakmıştı. Bunun peşinden Arsen Lüpen, Sherlock, Agatha Criste ve birkaç polisiye seri daha okumuştum. Bu sırada yavaş yavaş dünya klasiklerine geçip, her kitapta farklı bir duygu yaşamanın hazzını keşfediyordum. Bu kitaplardan bazılarını bilgisayarda okuduğum için beynime kazınan şeylerden biriside "kitap dediğin elde okunur sayfaların kokusunu alırsın" olmuştu. Bir sonraki dönüm noktam ise en eski arkadaşlarımdan birisi olan Victor Hugo'nun yazdığı SEFİLLER romanıdır. Ben bu kitap sayesinde bir kitabı okumanın değil, yaşamanın verdiği hazzı öğrendim. Hiç unutmam bu kitabın ortalarındayken bir çok kez geri alıp yeniden okudum. Sebebi ise; yaşanan olayları hatırlıyorum ama birşey ekledim veya çıkardım mı emin değilim. Okurken kitabın içinde kaybolmayı bu romandan öğrendim. Tabi ki; daha sonra okuduğum her kitapta bu daha da gelişmeye başlamıştı. Hüngür hüngür ağlıyor, kahkaha atmaktan gözlerimden yaş geliyor veya köşeye sıkışmışlığın büyük korkusunu yaşıyordum. Bunları gören insanların tepkisi ise "kitap yahu!" oluyordu. Ben o kitaptaki baş karakterim veya herhangi bir karakterim oda olmazsa o benim en yakın arkadaşımın bana anlattığı hikayesidir.

     Yaşadığım tüm duygular gerçek olduğundan ötürü 10 yıl önce okuduğum kitapların detaylarını bile hatırlarım. Mesela bu alışkanlığı almadan önce yüzüklerin efendisini çok beğendiğim halde okurken söylediğim şuydu "12 sayfa oldu hala bir ormanın girişini anlatıyorsun hadi be birader!" Daha sonra Yüzüklerin Efendisini okuduğumda ise "adam ne yazmış yahu resmen ormanın içinde yürüyor her köşesini kafamda şekillendirebiliyorum". Bu süreden sonra kitapları okurken artık kelimeleri görmek yerine onları yaşamaya başlamıştım. Başka dünyalardan keyif almayı öğrendikten sonra ilgim fantastik kurgu ve bilim kurgu kitaplarına yönelmişti ve o sırada beni kökten değiştirecek bir seri ile tanıştım. Alman yazar Frank Herbert'in Dune serisi baştan sona özgün bir kurgu ile yaratılmış ve içinde derin felsefi açıklamalar bulunan bir seridir. Kitabın akışkanlığını ve sürükleyiciliğini bozmadan insan doğası, din, siyaset, ekonomi, liderlik olgusu ve kadın-erkek ilişkisi hakkında çok fazla gözlem içermektedir. Her neyse bu seriyi size daha sonra bir yazıda daha detaylı açıklayacağım.  

      Hem bu seri hemde ilk aşkımın felsefe'ye olan ilgisi yüzünden (bir cacık bildiği yoktu ya neyse), decartes, aristotales, eflatun gibi saymakla bitiremeyeceğimiz büyük düşünürlerle tanıştım. Okuduğumu anlıyor ve kafamda şekillendirebiliyordum ama neyin eksik olduğunu favori karakterim olan nietzsche'den öğrendim. Özellikle "güç istenci" sayesinde nasıl bir hayat yaşamak istediğini anlamıştım. Onun kitaplarından sonra artık düşünürleri sadece anlamıyor üstüne yorumda yapabiliyordum. Bu sayede karşımdaki kişilerin üstün zekasına daha fazla hayran kalmıştım. Biraz detaya indim ama anlatmak istediğim; okudukça bakış açının nasıl değiştiği ve anlama kapasitenin arttığıdır. Bakmak ile görmek arasındaki fark gibi okumak ile anlamak ve anlamak ile yorumlayabilmek arasındaki farklar ucurum seviyesindedir.

     İlk başlarda okuduğum kitapları kimseye vermek istemezdim ama bir süre sonra paylaşma sürecine ve başkalarıyla bu kitapları konuşmanın heyecanını farketmiştim. Bunun peşinden şöyle bir sorun ortaya çıkıyor; bir çok insanın bildiği gibi o kitabın büyük ihtimal sana geri dönmeyeceğidir. Bu yüzden sadece en beğendiğim ve bende yeri ayrı olanları elimde tutmaya başlamıştım. Yaşadığım yeri her değiştirmemde en büyük sorun kitapları taşımak, hem yer kaplıyor ve üstelik ağırlar. En sonunda ise artık elimde yok. Olurda bir gün yerleşik hayata geçersem neden olmasın. Bazı insanlar ben kitaplarımı hayatta paylaşmam, onlar çok değerli diyorlar. O zaman sen ya devasa bir kütüphaneye sahipsin yada üzgünüm ama düşündüğün kadar çok kitap okumuyorsun. Bu konuda çok fazla yazıp nefret toplamak istemiyorum. Çünkü etrafta 2 -3 uzun seri okumuş ve kendini kitap kurdu zanneden çok fazla kişi var.

     Ben genelde bir kitaba başladığımda onu bitirene kadar elinden bırakmayanlardanım. Maalesef kötü yanı bazen günlük hayata çok zararı oluyor. Zaman Çarkı gibi kiremit misali kitaplar beni hayattan koparabiliyor. Ben hayatta yapamam ama bir kitabı bitirmeden başka kitaba gecenler var, değişmeli olarak aynı anda 2-3 kitap okuyorlar. Bana ters ama hakkını vererek yapanları takdir ediyorum. Satın alma tercihimde sahaflar, maalesef kitaplar türkiye ekonomisine göre oldukça pahalı ama ayda 1-2 kitap alıyorsan tabi ki sahaflara gelmene gerek yok. Mesela örnek vermek gerekirse Açlık Oyunları serisini kitapçılardan minimum 60 liraya alabilirsin ama sahaflar 30 lira hatta başka kitaplar alırsan daha fazla indirim dahi mümkündür. Ayrıca bahsetmek istediğim konu, kitap okuma alışkanlığı kazanmak isteyen insanların ilk önce hızlı kitap okuma tekniklerini araştırmalıdır. Bu konuya bu kadar takılmayın arkadaşlar. Örnek vermek gerekirse; beyaz show'a katılan hızlı okuma rekortmeni bir çocuğun 1 dakika'da sihirli tebeşirler isimli kitabı okumasını izlemiştim. Herkes büyük hayranlıklarla izlerken, ben dehşet içinde kalmıştım. Tamam güzel bir yetenek ve sorulan her soruya doğru cevap veriyorsun ama sen o harika kitabı okurken ben senin yüzünde hiçbir heyecan, hüzün veya sevinç göremedim. Bilgi içerikli kitaplarda belki işe yarar ama onda da hafızada kalma oranı nedir bilemiyorum. Kısacası hızlı okumaya takılmayın zevk almaya bakın. Gelelim e-book konusuna; bilgisayardan veya telefondan kitap veya yazı okumuşluğum çoktur ama gözü hızlı yorması ve kan çanağı yapması gibi dezavantajları mevcut, kitabın kokusu ve elinde tutmanın hissi başkadır diyenler. Evet öyledir ama e-ink dediğimiz olay ki ben bunu kindle ile tecrübe ettim. Bırakın eski kafalılığı, normal kitaptan hiçbir farkı yok hatta daha kullanışlı diyebilirim.

     Çok uzattım ama içini döktüm ve bundan sonra blog'da bazı kitaplar ve yazarlar hakkında yazılar görebileceksiniz. Umarım size birşey katmışımdır veya gelecek yazılarımda katabilirim.

Post Author: Gezgin

Kitap Okuma Alışkanlığı! Kitabı Okumak ve Yaşamak” için 2 yorum

  • Ramazan

    (16 Ekim 2016 - 11:29)

    Her zaman söylerim yazmak yetenek işidir ama okumak büyük marifet. Okumak için illa ki o saman kokulu sayfaların olmasına gerek yok. Nerde denk gelirse orada okumak en güzelidir. Başarılı bir makale olmuş. Başarılarının devamını dilerim. Takipteyim. 

  • Edebiyatçının Biri

    (16 Ekim 2016 - 22:42)

    Söylediklerinizin pek çoğuna katılmakla birlikte biraz esnek davranıp insanlar okusun da nasıl okurlarsa okusunlar demek geçiyor içimden. 

    Şunu da söylemeden geçmeyelim: İnsanların kitap okumadığı ya da çok az okuduğu bir ülkede kitap üzerine yazı yazan birlerinin olması gerçekten sevindirici. Kutluyorum ve devamını bekliyorum. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir