Guatemala part 1 – Xela, Atitlan Gölü, Volkan Tırmanışları ve Kedi Kurtarma Operasyonu

     Guatemala kısmı biraz problemli başladı. Sebebi ise amacım 3 gün kalıp yeni vize ile meksika'ya geri dönmekti. Güzel bir sahil kasabası için harika planlar yapmış 2-3 ay orada kalmayı planlıyordum ama aptalca bir kural yüzünden; neymiş efendim T.C. vatandaşı meksika'ya uçakla gelirse vize alabiliyor, karadan girmek istiyorsan u.s.a. vizesine ihtiyacın var. Hal böyle böyle olunca hiç bir tanıdığımın olmadığı guatemala'ya neredeyse parasız sap gibi kaldım. İlkgün baya uğraştım vize için ama namümkün, bir dizi otostop hikayesinden sonra 2. Gün xela'ya geldim. Burada couchsurfing'den bir dans salonu bulmuştum. Burada benimle kalan 1 alman kız ve 1 fransız  erkekle 3 gün boyunca gezdik ve şanslıyım ki fiesta zamanı gelmişim ama gel gör ki memleket inanılmaz pahalı ağa! Bizde taktik çok tabi ki, özel etkinlikleri takip edip beleş partilerde dolanıp yedik içtik ama en akılda kalıcı kısmı merkez parkta tüm gün yapılan kostümlü dans gösteriydi. Dansda ahım şahım bir şey yok ama 20 kişilik gruptaki her bireyin kostümü Türkiye'deki kostüm partilerinde rahatlıkla dereceye girebilecek düzeydeydi. Neyse 4. Günün şafağında doğudan gelen gandalf ile… Şaka şaka. Şafakta gerekli su stoğunu ve ucuzundan bolca yulaf ezmesi alıp yola koyuldum. Yulaf yemekten yulaf adam oldum nerdeyse! Amacım orta amerika'nın en yüksek yeri olan tajumulco'ya çıkmaktı ama hava durumu şiddetli fırtınalı gösteriyordu. Tabi ben pilavdan dönenin kaşığı kırılsın mantığıyla gittim. Ne kadar zor o kadar unutulmaz bir anı mantığıyla 8 saatlik otostop sonrası akşam varmış ve fırtınayı görünce ağzım açık kalmıştı. Sanki Thor ezeli rakibiyle kapışıyor, o derece bir fırtına! Daha sonra tekrar gelme sözü vererek oradan ayrıldım. Bu sefer hedefim Atitlan'a varmaktı ama yolda ne kadar güzel otostop hikayeleri toplasamda birgünde varmıştım. Bir ara size bu otostop hikayelerini derleyeceğim. Şimdi geldik en egzantrik kısıma "Atitlan Gölü" çevresinde pasif volkanlarla çevrili büyüleyici ve koskocaman bir göl ama ben buraya gelene kadar güzel zaman geçirsemde mental olarak nerdeyse tüm enerjimi kaybetmiş durumdaydım. Üstelik San Lucas Toliman yani göldeki ilk kasabama gelirken kullandığım otostop seferinde beni bırakan lavuk zorla dolmuşların aldığı paranın iki katını aldı. Normalde vermezdim ama hoş olmayan bir durumda ve hem mental hem fiziksel olarak inanılmaz bitkindim. Sonrasında çadırı geç kurduğum için yağmurdan ıslanmış ve ateş yakamadığım için birşey yememiştim. Ertesi günde bu mal kasabayla yıldızlarım barışmadığı için santiago kasabasına gittim. Yolun son yarısını akşam yürüdüğüm için yağmurda sırılsıklam olmuş ama göl kenarındaki parkta üstü kapalı bir yer bulup cadırımı kurdum, herşey ıslak tabi ki!

     Bu üstü kapalı yerde yağmuru izlerken ilk çakan yıldırımla herşey değişmişti. Sonraki 3 saat boyunca nerdeyse her 5 dakika boyunca gelen şimşek ve yıldırımları izledim. Hayatımda izlediğim en güzel havafişek gösterileri bile bunun yanına yaklaşamaz. Sebebi ise her seferinde farklı bir ayrıntı yakalamam; göldeki ağ atma işlerini hızlıca bitirmeye çalışan balıkcılar, gölün diğer tarafında karşıma dizilmiş 3 volkan, bunların yamaclarına kurulmuş ufak kasabalardan gelen ışıklar, her yıldırında devasa bir manzara karşıma çıkıp kayboluyordu. Herneyse kısaca bu 3 saat bana gerekli her türlü enerjiyi vermişti. Sabah 6'da güneşin doğuşuyla birlikte uyandığımda ise ağlarını toplamaya gelen balıkçılar neyse ama on metre uzağımda gölde çamaşır yıkayan 30 dan fazla kadını görünce bayağı bir şaşırdım. 3 saat boyunca burada yulaf ezmemi yavaş yavaş yiyip, güneşin gölün üzerindeki renk gösterilerini izledim. Sonra ise artık gerekli her türlü enerjiyi aldığım için toparlanıp yanyana olan toliman ve atitlan volkanına tırmanmak için yola çıktım. Eski tecrübeleri hatırlayıp bolca su aldım ama ağırlık yüzünden tırmanış çok zordu.  İlk bir saat kendime küfür ederek yürüyordum çünkü patikayı bulamayıp ormanın içinden gitmeye karar vermiştim ve yol çok uzayıp zorlaşıyordu. Sonrasında ise buna değdiğini farkettim. Çünkü el değmemiş yerlerdeydim ve yolda doğal ortamında onlarca farklı kelebek, 3 kez yılan, bir çok kez sincap ve kaplumbağa görmüştüm. Tolimanın tepesinde bir gece kamp yapıp mükemmel bir gün batımı ve gün doğumu izledim ve bunlar kesinlikle ruhuma işledi. Ertesi sabah inişe geçtim ama bir çok yer çamur olduğu için tırmanış kadar zordu ve peşinden atitlan volkanına tırmanışa başladım. Yolda bir nehirden su stoğumu tazeledim ve sürekli avakado toplayarak ilerledim. Artık yulafdan sonraki ikinci besinim halini almıştı. Buraya tırmanış diğerinden daha zorluydu. Sürekli geçemeyeceğim diklikler ve uzun çalılıklarla karşılaştım ama esas problem ikindiye doğru gelen sisle birlikte başladı. O kadar ağır bir sis çöktü ki tüm atmosfer değişmiş ve ben o gece hayatımda ilk kez anlatılan korku hikayelerinden birini yaşadım. Gece 1 saniye bile uyumadım ve sabahın ilk ışığıyla soluksuz bir şekilde koşa koşa dağdan indim. Bu hikaye maalesef burada anlatamayacağım kadar özel isteyen rez alsın döndüğümde Türkiye'de bir kahve eşliğinde anlatırım.

     Santigua'ya akşam üzeri vardım ve gecen seferki ile aynı yere çadırımı attım. Bu sefer 3 tane balık yakalamayı başarabilmiştim ve boğazıma başka birşeylerin girmesi o kadar harikaydı ki tarif edemiyorum. Sabah san pedro kasabasına geçmeden önce san pedro volkanına çıkmaya karar vermiştim ama gecen seferin yusuf yusufu yüzünden zor bir karar oldu ama karşılığında hayatımdaki en güzel kelebeği gördüm. O kadar beyazdı ki güneş vurduğunda nerdeyse bir fener gibi parlıyordu. Bir saat boyunca bunu takip ettim ve aslında daha fazla bile takip ederdim ama gerizekalı hayvan geçemeyeceğim yerlere gitti. Bir gece de burada kamp yaptım ve artık san pedro ya doğru yola koyuldum. 4 saat sonra bir toprak yola çıkmıştım ama kuş uçmaz kervan geçmez bir yol, 2 saat yürüdükten sonra sol tarafta tepeye çıkan büyük basamaklı bir yol gördüm. Mert durur mu?

     Durmaz tabi girdim içeri ve bir ibadet yeri buldum. Gerçekten çok garipti ve ufak bir patikayla ilerleyen yolda devam ettim, yarım saat sonra ufak bir ibadet yeri daha ve ondan bir saat sonra ondan daha ufak bir yer daha buldum, daha sonra ise patikanın izini kaybettim ve ormanın içinde kayboldum. Ehehehe!! Başladığım noktaya dönmem ise iki bucuk saatimi almıştı. Bu tecrübe ile ilgili kısa bir videom var, içinde daha çok detay görebilirsiniz. Yola bir süre daha devam ettikten sonra asfalt yola çıktım ve yol üzerinde ölü bir yılan buldum. Bu çok sık rastlanan bir durum haline geldiği için internette araştırmıştım ve yılan derisi tabaklamayı öğrenmiştim. Çadırımı kurup sonrasında ellerime buzdolabı poşetleri geçirip işleme başladım ama miğdemdekileri çıkarmamak için büyük çaba sarfetmiştim. 2 saat uğraşmama rağmen yeterli tecrübe puanı olmadığı için başaramadım. Bir daha ki sefere başarılı olacağımdan eminim. Ayrıca yılanın etini ateşe atınca çıkan koku o kadar güzeldi ki ulan keşke yemeyi deneseydim fikri aklımdan geçmedi değil. Ertesi gün san pedro'ya geldim ama aslında burası neredeyse yanyana 4 kasaba çok isim verip kafa şişirmicem. Burası harika hostel ve hotellerle dolu, ben burada 2 gün takıldım. Çok dikkatli oldukları için hostellerde kaçak uyuma işini yapamasamda gündüzleri ortak alanlardan bolca yararlandım. Atitlan Gölü yüzmeye doğamıyacağınız bir yer. İlk başta burdaki hostellerdan birinde gönüllü çalışmayı düşündüm, çalışıp karşılığında bedava konaklayıp yemek yediğin sistem ama para sıkıntısına çözüm olmadığı için burada kalmayıp antigua'ya yani 130 km uzaklıktaki turistik ama ne şehir ne kasaba olan ilçe kıvamında bir yere yol aldım. Arada çok kasaba olduğu için sürekli otostop aracı değiştirerek gittim ve en son bindiğim tır şöforü sağolsun şehir içinde olduğumuz için otostopun  burada zor olduğunu söyleyip otobüs bileti ısmarladı 20 km böyle gittim ama böyle bir sıkışıklık yok. Bizim memlekette ayaktakiler sıkışır oturanlar rahattır burada iki kişilik yere 3 kişi oturtuyorlar. Neyse ben indiğimde tepede bulunan sırt çantamı kaba bir şekilde kaldırıma fırlatan şerefsiz muavin yüzünden çantamın ön ve arka kayışları koptu. Arkasından bağırarak hem ispanyolca hem türkçe küfür ettim. İyi ki durup geri dönmediler 😀 şimdi geldik antigua kısmına burada instant karma olayını doğaya iyilik yap karşılığını gör felsefesini çok hızlı bir şekilde nasıl yaşadığımı anlatacağım. Burası onlarca hostel, hotel ve ispanyolca okulunun olduğu bir yer ve san fuego aktif volkanına oldukça yakındır. İlk gün tüm hostellere, restaurantlara ve barlara sordum lakin hiçbir iş bulmadım. Zaten yolda tanıştığım gezginler orta amerika'da iş bulmanın ne kadar zor olduğundan bahsetmişlerdi ve bende tecrübe edip öğrenmiş oldum. İşin kötü yanı günlerdir aralıksız yürüyüş ve tırmanış yaptığım için baldır, ayak bileği ve kaval kemiğinin oradaki kaslarda inanılmaz bir hamlık ağrısı vardı. İkinci günün ikindi vaktine doğru iş konusunda ümidimi kesmiş  ve stoğumu alıp san fuego'ya doğru yürüyüşe başlamıştım ama oraya varmadan önce aramızda 3 ufak kasaba var. 2 saatlik yürüyüşle ilk kasabaya geldim, burası oldukça ufak bir yerdi ve ben hamlıktan mıdır bilinmez inanılmaz yorulmuştum. Hava'nın kararmasına iki saate yakın zaman vardı ama ben çadır için uygun bir yer bakmaya çoktan başlamıştım. Bir çöp konteynırının yanından geçerken iç yakan bir miyavlama sesi duydum ve ufak yavru bir kedi gördüm gözünün bir yarısı kapalı, burnunda ise intihap vardı ve her nefes alışverişinde canının yandığını belli eden bir ses geliyordu. Biraz su içirip ne yapacağımı düşündüm, mutlaka birisi atmıştı buraya orası kesin ve bu kadar küçük bir yerde veterineri geç bir tane bakkal vardı. İtiraf ediyorum su verdikten sonra bırakıp gitmeyi düşündü ama yüreğim el vermedi, sonrasında ise çıkardığı seslere dayanamayıp acaba öldürüp acı çekmesini engellesem mi diye düşündüm. Daha sonra ise karar vermiştim ama içimden kendime boşuna uğraşıyorsun aptalsın diyerek bakkala gittim. Ufak bir süt alıp hızlıca ateşte ısıttım, suyla karıştırıp ılık hale getirip buzdolabı poşetine doldurdum ve ufak bir delik acıp damla damla besledim. Minik pezevenk ben kendime süt almıyorum bu lavuga aldım. Herneyse sonra koynuma sokup geldiğim yolu geri yürüyerek 2 saat sonra şehire vardım, yoldayken süt içtiği için mi yada koynumda sıcakta olduğu için mi bilinmez daha rahat nefes alıyordu ama bu sefer resmen ben bitmiştim. Gittiğim veteriner geç olduğu için kapalıydı ama zaten düşüncem bu değildi, yolda gerekli ispanyolcaya çalışmıştım. Guatemalalıların hayvan sevgisine güvenerek yoldan geçenlere "yavru kediyi alıp yardım etmek istermisiniz" diye sorarak dolanmaya başladım ama bir saat dolanmama rağmen hiç bir karşılık alamadım. Tabi havanın karanlık olmasınında payı var, insanlar meksikalılar kadar olmasa dahi korkak. Bende gidip çadır kurmaya yetecek kadar bile güç kalmamıştı, bir kaldırıma çantamı koyup kafamı dayayarak yattım. Kediyi de gögsüme koydum ve başladık sohbete o sırada aklıma meksika'da tanıştığım Elif geldi.Kendisi bir türk gezgin ve kedisi ile birlikte bisikletle yolculuk yapıyor. Sloganı ise "bir kadın, bir bisiklet ve bir kedi" cesaret dolu harika hikayesi için bloguna bakabilirsiniz. Tabi aklıma bu hikaye gelince kediye bakıp "ulan bu lavuğu alıp birlikte gezsem mi" diye düşündüm ama 1 dk sonra caydım. Ben kendime zor bakıyorum ve çok random geziyorum eziyet olur hayvana diye düşünürken kedi bana bakarak "vereceğin yarım litre su ve mama bu mu zorun gitti" dedi. Tabi ben şok ağzım açık kalakaldım. Şaka şaka sadece miyav dedi ama o sora yanımdan orta yaşlı bir kadın geciyordu. Yerimden hiç kalkmadan ve karşılık geleceğini düşünmeden "bu yavru kediye yardım eder misiniz?" Diye sordum ve konuşmaya başladık kendisinin hostelı var. Tabi ki ben tüm ilçeyi dolandığım için biliyorum hostel'ı iş sormak için gitmiştim. Her neyse kediyi aldık ve hostele gittik. Şırınga varmış hostel'da biraz daha besledik ve "sabah erkenden ben veterinere götürürüm" dedi. İçimde büyük bir rahatlama ile dönmüş tam gidecek iken "hayvanları bu kadar çok mu seviyorsun" diye sordu. Ben ise "sivrisinekler hariç evet" dedim. Çünkü şerefsizler her yerde bela!           Peşinden gelişen sohbetle şuan ufak bir hostel de gece nöbeti yaparak bedava kalıyorum ve yemek masraflarım için ufak bir para alıyorum. Tabi yine cebime kalan bir para yok ama hostelın ufak bahçesindeki hamak ve salıncak ile çok güzel bir ev ortamı yakaladım. Ayrıca marly'nin 2 hafta önce beyin rahatsızlığı geçirmiş bir köpeği var sarhoş gibi yürüyor ve bir tane de şüşko kedisi var, yavru kedi ile birlikte bu üçüyle tüm gün bahcede oynuyorum. Bu arada ispanyolca çalışıp, kitap okuyarak geciyor günler ve tahminimce bir süre bu huzurlu ortamda yaşamaya devam edeceğim.

Konuyla ilgili daha fazla fotoğrafı facebook sayfasında bulabilirsiniz.

Post Author: Gezgin

Guatemala part 1 – Xela, Atitlan Gölü, Volkan Tırmanışları ve Kedi Kurtarma Operasyonu” için 3 yorum

  • elif

    (5 Ekim 2016 - 07:52)

    simdiden yaziyorum su sisli dagdaki korkunclu macerayi ozelden yaziver! cok sevindim is bulmana kediyi de kurtarmana ^.^ kemiklerin et baglamadan yola cikma cocuuum 🙂 sevgiler

    • Gezgin

      (5 Ekim 2016 - 13:09)

      Sabah akşam yemek yiyorum bakalım 😀 bisikletle devam etmeye kararlıyım illa ki karşılaşıcaz ve ben o hikayeyi cezvemizle yaptığımız kahveyle anlatacam 😀

  • canberk

    (26 Ekim 2016 - 11:40)

    ben de gelcem aktif yanardağında yarım erkmek sözü var mertin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir